Adiyaman'nin yemek kültürü sadece malzemenin değil, hikayenin de önemli olduğunu gösteriyor. Kebap başlığı altında bu kültürün inceliklerini keşfediyoruz.
Tevrat'ta mabet sunumlarının kabbaba edilmemesi (yakılmamaları) buyurulmaktadır. Bu da kelimenin daha da eski semitik, hatta Sümerce veya Çad dilleri gibi tarih öncesi Proto-Afroasyatik bir dilden gelmiş olabildiğine işaret eder: *kab-, yakmak veya kızartmak.
yüzyılda İbn Sayyar al-Warraq tarafından yazılmış, Mezopotamya, Fars ve Arap mutfağındaki çoğu yemekten kısaca bahseden Kitab al-Tabikh adlı yemek kitabında tavada kızartılmış veya ateşin üstünde ızgara yapılmış kebap tarifleri yer almaktadır. Ayrıca şişe geçirilmiş küçük et parçalarının Orta Doğu'da köklü bir tarihi vardır. Avrupa'da ise daha fazla ormanlık alan olmasından dolayı ete ulaşım daha kolaydı ve etler daha büyük parçalar halinde kesiliyordu. Bu bölgelere ek olarak Güney Amerika'da da Asya ve Avrupa etkileşimi olmadan uzun zaman önce bile şişe geçirilmiş et yemekleri yenmekteydi. Anticucho bu yemeklerden biridir.
Dilci Sevan Nişanyan'a göre Türkçeye kebap Arapça "pişmiş, kızarmış et" anlamına gelen kabāb sözcüğünden gelmiştir. Türkçede bilinen ilk yazılı kullanımı 14. yüzyılda,Kyssa-i Yusuf (Yusuf'un hikâyesi) eserinde Arapça haliyle görülmüştür. Nişanyan'a göre kelime "kızartmak/yakmak" anlamına gelen eski Akadca "kabābu" ve Aramice "kbabā/כבבא" kelimelerinden gelmiştir. Buna karşılık yemek tarihçisi Gil Marks'ın iddiası ise Arapça ve Türkçeye Farsça kabab kelimesinden, oraya da Aramiceden geldiği yolundadır.
Orta Doğu'da Homininilerin ateşle et pişirmelerinin tarihi 790.000 yıl öncesine, tarihöncesi ocakların, toprak fırınların ve yanmış hayvan kemiklerinin Orta Doğu ve Avrupa'daki geçmişi ise 250.000 yıl öncesine dayanmaktadır. Girit uygarlığının Akrotiri şehrinde bulunan demir altlıklar (fırın için) ise en az MÖ 17. Homeros, İlyada adlı eserinde şişe (ὀβελός) geçirilmiş kavrulmuş et parçalarından bahsetmektedir. Antik Hindistan'da yazılmış Mahabharatada ise şişe geçirilmiş kavrulmuş büyük et parçalarından bahsedilmektedir.
Belirtmek gerekir ki, bu yemeklerin çoğu ızgarada pişirilmiş olsa da, tas kebabı gibi sulu yemeklere de kebap denir. Böyle yemekleri yapan lokantalara kebapçı denir. Et olarak çoğunlukla koyun veya dana eti kullanılır.
Bölgesel Etki Alanı
Yenidünya'nın Sylvilagus cinsinden pamukkuyruk ada tavşanları, yer altındaki oyuk tünellerde yaşama alışkanlığında değildir. Ama dişi tavşan, yavrulayacağı zaman pek derin olmayan bir çukur kazar; bu çukurun içini de göğsünden ve karnından dökülen yumuşak tüylerle döşer. ABD'nin güney bölgelerinde yaşayan pamukkuyruklardan bataklık adatavşanını (Sylvilagus aquaticus) öbür ada tavşanlarından ayıran en büyük özellik, iyi yüzmesi ve su bitkileriyle de beslenebilmesidir.
Ada tavşanlarının 18 kadar türü vardır; bunlardan bir bölümünün anayurdu Yenidünya(Amerika), bir bölümününki Eskidünya'dır (Avrupa, Asya ve Afrika).
Araştırmalar gösteriyor ki, adana kebabını diğer kebaplardan ayıran en belirgin özellik kullanılan ettir. Et, doğal ortamda ve kendine has bir floraya sahip bölge yaylalarında yetiştirilmiş erkek koyunlardan elde edilmiş olmalıdır. Üretim tekniği ve ustalık da ürüne önemli ölçüde farklılık katar. Karışım hazırlanırken kullanılan malzemeler kırmızı pul biber, kuyruk yağıdır. Adana kebabının servisi, tamamlayıcı unsurlar olan yeşillik, sumaklı soğan salatası ve salatayla yapılmalıdır.
Kuzu eti, kuzu kuyruk yağı, pul biber ve tuz ile yapılır. Mevsiminde ise pul biber elde edilen ve yörede kök biber denilen kırmızı biber, taze olarak minik küpler halinde doğranıp eklenir. Bunların dışında hiçbir baharat konulmaz.
Lahmacun, Etli ekmek, pide, mantı ve börekler Türk mutfağının en sevilen hamur işleri arasındadır. Ayrıca pilav ve makarnalar da bu sınıfa katıldığında çok geniş bir çeşitlilik ortaya çıkar.
Lahmacun ve pideler genellikle lokantalarda fırınlama yöntemiyle hazırlanırlar. Bu yemeklerin çok sevilmesi nedeniyle Anadolu mutfak kültüründe Selçuklu döneminden sonra ise Ahilik anlayışında ileri gelenler tarafından lahmacun ve yöresel pideler ticari anlamda ortaya çıkmıştır.
Kebap · Arka Plan
Kebap, mangalda meşe kömüründe veya odun fırınında, ayrıca günümüzde fırınlarda da pişirilerek yenen et yemeklerine verilen isimdir. Doğrudan doğruya ateşin üzerinde tutularak ya da bir kap içinde susuz olarak pişirilir.
Kebab kelimesi İngilizcede şiş üzerinde pişirilen her türlü küçük et parçasını tanımlamak için kullanılsa da, kebep kelimesi günümüzde en çok İran ve Türkiye'nin bulunduğu bölgelerde Orta Çağ'da ortaya çıkan çeşitli et yemekleri ile ilişkilendirilir. Kebabın Orta Doğu gibi yerlerde çok eski bir tarihi olsa bile, Türkler tarafından yaygın hale getirilmiştir. Türk usulü kebap şiş üzerinde yapılabildiği gibi, güveç, köfte ve diğer formlarda da olabilir. Kebap mutfağı dünyaya Müslümanlık etkisiyle paralel olarak yayılmıştır. Faslı gezgin İbn Battuta'ya göre, Delhi Sultanlığı'nın (1206-1526) kraliyet evlerinde kebap tüketilmekteydi. Kaynaklara göre, hatta ülke halkı kebabı kahvaltıda naan ekmeği ile beraber tüketmekteydi. Günümüzde Güney Asya'da yapılan kebaplar bölgenin yöresel mutfağıyla harmanlamıştır.
osmanlı Mutfağında orman kebabı, çoban kebabı, çömlek kebabı, çevirme kebap, Hacı Osman kebabı, süt kebabı, şiş kebabı, tas kebabı, kuşbaşı kebap, kuyu kebabı, kırma kebap, külbastı kebap, muhzır kebabı gibi kebaplar kebap sınıfından sayılmıştır. Bu kebapların tariflerine, basılı ilk yemek kitabı olan Melceü’t-Tabbâhîn (Aşçıların sığınağı) adlı yemek kitabında da rastlanır. Mükemmel ve Mufassal Aş Ustası adlı yemek kitabında kaytan kebabı, koyun kebabı, İzmir kebabı, yufkalı kebap, pideli kebap, yoğurtlu kebap tarifleri verilmiştir. Ev kadını yemek kitabında sırasıyla kaz palazı kebabı, karaca, geyik ve yaban keçisi kebapları, tavuk kebabı, piliç kebabı, ördek palazı kebabı, hindi palazı şiş kebabı, mazruf kebabı, kokoreç, patlıcanlı bıldırcın kebabı, kaytan kebabı, koyun kebabı, İzmir keb
Kebap başlığı, Adiyaman için sadece bir gündem maddesi değil, aynı zamanda şehrin vizyonunu da yansıtan bir göstergedir. Bu tarz gelişmelerin toplumsal ve ekonomik yansımaları uzun vadede kendini gösterecektir.
Günün sonunda Adiyaman ve çevresi, bu gelişmelerle birlikte daha görünür bir rol üstlenme potansiyeli taşıyor. Okuyucularımıza önerimiz; konunun farklı boyutlarını kendi perspektiflerinden değerlendirmeleri ve yerel kaynakları takipte kalmalarıdır.
Tevrat'ta mabet sunumlarının kabbaba edilmemesi (yakılmamaları) buyurulmaktadır. Bu da kelimenin daha da eski semitik, hatta Sümerce veya Çad dilleri gibi tarih öncesi Proto-Afroasyatik bir dilden gelmiş olabildiğine işaret eder: *kab-, yakmak veya kızartmak.
yüzyılda İbn Sayyar al-Warraq tarafından yazılmış, Mezopotamya, Fars ve Arap mutfağındaki çoğu yemekten kısaca bahseden Kitab al-Tabikh adlı yemek kitabında tavada kızartılmış veya ateşin üstünde ızgara yapılmış kebap tarifleri yer almaktadır. Ayrıca şişe geçirilmiş küçük et parçalarının Orta Doğu'da köklü bir tarihi vardır. Avrupa'da ise daha fazla ormanlık alan olmasından dolayı ete ulaşım daha kolaydı ve etler daha büyük parçalar halinde kesiliyordu. Bu bölgelere ek olarak Güney Amerika'da da Asya ve Avrupa etkileşimi olmadan uzun zaman önce bile şişe geçirilmiş et yemekleri yenmekteydi. Anticucho bu yemeklerden biridir.
Dilci Sevan Nişanyan'a göre Türkçeye kebap Arapça "pişmiş, kızarmış et" anlamına gelen kabāb sözcüğünden gelmiştir. Türkçede bilinen ilk yazılı kullanımı 14. yüzyılda,Kyssa-i Yusuf (Yusuf'un hikâyesi) eserinde Arapça haliyle görülmüştür. Nişanyan'a göre kelime "kızartmak/yakmak" anlamına gelen eski Akadca "kabābu" ve Aramice "kbabā/כבבא" kelimelerinden gelmiştir. Buna karşılık yemek tarihçisi Gil Marks'ın iddiası ise Arapça ve Türkçeye Farsça kabab kelimesinden, oraya da Aramiceden geldiği yolundadır.
orta Doğu'da Homininilerin ateşle et pişirmelerinin tarihi 790.000 yıl öncesine, tarihöncesi ocakların, toprak fırınların ve yanmış hayvan kemiklerinin Orta Doğu ve Avrupa'daki geçmişi ise 250.000 yıl öncesine dayanmaktadır. Girit uygarlığının Akrotiri şehrinde bulunan demir altlıklar (fırın için) ise en az MÖ 17. Homeros, İlyada adlı eserinde şişe (ὀβελός) geçirilmiş kavrulmuş et parçalarından bahsetmektedir. Antik Hindistan'da yazılmış Mahabharatada ise şişe geçirilmiş kavrulmuş büyük et parçalarından bahsedilmektedir.
Bu yemeklerin çoğu ızgarada pişirilmiş olsa da, tas kebabı gibi sulu yemeklere de kebap denir. Böyle yemekleri yapan lokantalara kebapçı denir. Et olarak çoğunlukla koyun veya dana eti kullanılır.